YAS KİTABI / Dersim 38’i Yazdılar

210609b1“’Cehennem acı çektiğimiz yer değildir; acı çektiğimizi kimsenin duymadığı yerdir’ diyen Hallac-ı Mansur, neredeyse bin yıl öncesinden, Dérsimlilerin en azından son yüz yıldır yaşadığı derin yalnızlığı tanımlıyordu sanki” diyordu M. Çetin, kitabın girişinde.

Hatırlanacağı üzre, 10 Kasım 2009’da Onur Öymen’in, TBMM’de yaptığı konuşmada, ‘Kürt Sorunu’nun çözümüne dair ’38 Dersim Katliamı yöntemini önermesinin ardından, 70 yılı aşkın bir zaman sonrasında, denilebilirse ilk kez bu kapsamda konuşulmuş, yazılmış, tartışılmıştı.

Söz konusu yazılardan ‘temsili’ olarak derlenmiş bu kitaptan amaçlananın, kamuoyunun meseleye dair bilgilenmesine katkı sunmak ve kitaba alınmış ekler ile de konuya dair okumalara kaynak sunmak olduğu belirtilirken; yıllardır kendi ‘yas’ları ile baş başa bırakılmış Dersimlilerin, özellikle 19. yy.’ın ikinci yarısından bugüne sistematik bir devlet projesi ve zulmü ile karşı karşıya olmalarına karşın, temel hissiyatlarının ‘kardeşleşme’ olduğuna da dikkat çekilmektedir.

Dersim 38'i Yazanlar

Akif Beki, Alper Görmüş, Altemur Kılıç, Ayşe Hür, Baskın Oran, Berzan Boti, Can Dündar, Cengiz Çandar, Cüneyt Arcayürek, Doğan Heper, Doğan Durgun, Eren Keskin, Ergin Doğru, Ertuğrul Özkök, Evrim Alataş, Fadime Özkan, Ferda Keskin, Gülay Göktürk, Gündüz Vassaf, Hasan Celal Güzel, Hasan Cemal, Hilal Kaplan, İclal Aydın, İhsan Dağı, İsmail Beşikçi, Joost Lagendijk, Karin Karakaşlı, M. Latif Salihoğlu, Mehmet Ali Kışlalı, Mehmet Bayrak, Mete Tuncay, Mine Kırıkkanat, Mithat Sancar, Mustafa Sancar, Mustafa Yelkenli, Muzaffer Oruçoğlu, Mümtaz'er Türköne, N. Fazıl Kısakürek, Oktay Ekşi, Oral Çalışlar,Ömer Albayrak, Özdemir İnce, Rahmi Turan, Recep Maraşlı, Şeyhmus Diken, Taha Akyol, Taner Akçam, Ümit Kardaş, Ümit Kıvanç, Vedat Çetin, Yalçın Bayer, Yasemin Çongar, Yıldıray Oğur, Yıldırım Türker

 
Moderne Turkse Poezie

In Turkije leeft poezie onder de mensen. Dichters worden gehoord, gelezen en gezongen. En dichters luisteren. Een bloemlezing van moderne Turkse poezie staat daarom midden in de Turkse geschiedenis – en legt haarscherp getuigenis af van alle turbulenties.

Ook de Turkse poëzie zelf heeft in de twintigste eeuw diverse revoluties doorgemaakt. Van de traditionele divan-poëzie tot aan het vrije vers, van eenvoudige poëzie voor de massa tot introspectieve verzen waarin de taal centraal staat. Turken kennen hun dichters. Met de toenemende banden tussen Nederland en Turkije is de tijd rijp dat men ook in Nederland de Turkse poëzie leert kennen, en dat kan met deze kloeke tweetalige editie. Het is het resultaat van een vertaalproject van de Leidse universiteit, waarvoor veertig belangrijke Turkse dichters van de twintigste eeuw werden vertaald door diverse docenten en (oud-)studenten. Een bloemlezing vol verrassingen, die een totaaloverzicht geeft van de intense en dynamische poëzietraditie van het Turkije vanaf het begin van de vorige eeuw tot aan de dag van vandaag.

 
Suredar Albümü Çıktı
Mehmet Çetin – Umut Akar / Surêdar „ae ra bırae exretê, kam savano vaco jüano, jibeno
jilê koyi de fetelino, çherxê vayi de çherexino
niseno ro tecelê xo ser şüaron vano
zalalo vano jüanê hometê, hama nu kêm kêmo bino
ae ra bıra, jüano: naz u duazê iqrariye, vaz u awazê
zerrêweşiye, çêrangê çêyiyo; sêrengê ra pers dano,
sergêrdao. zurê dina ra dürr, zorbajiye ra bêzaro
elbruzo, zagroso, muzıro. ğezalê koan de rêça
xızırio. golo bêbıno. bêviro. vano..”

„ol sebeple ahret kardeşim, kim ne derse desin dildir, inciniyor. 
dağın uçurumunda dolaşıyor, rüzgârın döngüsünde döneniyor.
oturup ağıtlar yakıyor bahtına
kutsaldır di¬yor kainattaki her dil ama bu yokluk başka bir yokluk
ki dildir; naz ile duazı ikrar ver¬menin, söz ile avazıdır 
iyi kalpliliğin, evin payandasıdır. yücelerden ses verir, 
dağlıdır. dünyanın yalanından uzak, zorbalıktan bıkkındır. 
elbruz’dur, zağros’tur, munzur’dur. dağların ceylanları ile hızır’ın ayak izidir. 
dipsiz göldür. hafızasızdır. söyler..”
 
Meymano Dendar

Meymano Dendar
Barış Aslan

Bir halk, o halkın koca bir kültürü ezgilere sığdırılabilir. Helede Kürt halkı gibi, etnisitesine ait herşeyi zalim tarafından yasaklanmış bir halk ise sözünü ettiğimiz; insanlığın en güzel icatlarından olan yazılı dilden yoksun ise, (ki; bir dil, bir halk demektir) işte o zaman sözlü kültür bir halkın bütün varlığını imgelere saklar. Saklar da, kendinden sonraki kuşaklara kutsal emanetler gibi kah ezgi, kah şiir, bazen bir masal (sanık-çirok) olarak armağan eder korunması ve süreği için... Aşağıya aktarılan ezginin deşifresini yaparsak karşımıza bu türden bir gerçeklik çıkar.

Belki iyi bir çeviri olmadı, Mehmet abi önce bağışlasın. Başımıza bela ettiği bu şiiri koyacak bir yer arıyorum nicedir. Bulamadım daha. Bulmaya çalışıyorum, bulana kadar... Sonra okur arkadaşlar bağışlasın. Çeviride ve diğer ifadelerdeki eksiklikleri gidersin gerek duyanlar kendince... Biraz önce dinledim, benim meymano dendar olarak aklımda kalanlar bunlar.

 
"Suredar" ve "Taşa Hatıra" SUR Yayınlarından Çıktı
 
Türkçe’deki mevcut anlamı dışında Kırmançca/Zazaca’da “kızıl, kırmızı” anlamına da gelen “sur” kelimesinden esinlenerek kurulan Sur Kitaplığı; şair-yazar Mehmet Çetin’in bütün kitaplarını yayımlamak üzere yayın hayatına başladı.
Uzun yıllardır hem Türkçe hem de ana dili Kırmançca ile yazan Mehmet Çetin’in “Taşa Hatıra” adlı yeni Türkçe şiir kitabı ile, 20 yılı aşkındır ana diliyle yazdığı şiirlerden seçilmiş “Surêdar” adlı şiir kitapları birlikte yayımlandı.
 
"ve ölüm daha büyük ve daha kırmızı olur gülden / ve sığmaz her mezara"

m+g-renkli3"Yılmaz Güney Öldü"
-diye bağırıyordu gazete satıcısı çocuk.
Şehiriçi belediye otobüsü durağa vardığında, açılan kapıyla birlikte kaldırımda gazete satan çocuğun canhıraş çığlığını duyuyorum ilkin. Ankara’ya henüz iniyordu güz, Ulus’tayız. Saflarına katıldığım bir iyimserlikle, gideceğim toplantıyı düşünüyorken, gazete satıcısı çocuğun çığlığı yolumdan çeviriyor beni. Büyük bir şaşkınlık ve acıyla otobüsten iniyor, çocuğun sattığı gazeteyi alıyorum. Yerel bir gazete bu ve bu tür gazetelerin asparagasına çok yabancı değilsem de, çocuğun çığlığı, gazetenin manşeti çok inandırıcı sanki:
-Yılmaz Güney Öldü!

Bütün inanmama çabama karşın Yılmaz Güney’in ‘öldüğü’ haberi çok sarsıcı geliyor bana o an ama az sonra gazetedeki haberden anlıyorum ki, ‘mecaz’ yapılmış; ‘o çirkin kralsa ben de buraların kralıyım’ diyen Yumurtalık ilçe yargıcı Sefa Mutlu'yu öldürdüğü gerekçesiyle tutuklanan Yılmaz Güney’in ‘sanat hayatı’ bittiği kastedilmiş, bunun için de ‘Yılmaz Güney Öldü’ manşeti atılmışmış!
(…)